A Lokal Asks – İbrahim Özbunar

A Lokal Asks – İbrahim Özbunar

20 Mayıs 2026

1- İsmin, unvanın ve ne üzerine çalıştığınla başlayalım.

İbrahim Özbunar. Mimari ve iç mekân fotoğrafçısıyım, odağımda mekân, ışık ve malzeme ilişkisi var.

2- Bu yolculuğa başlayalı ne kadar oldu?

Yaklaşık 20 yıl. Ama bu süreyi bir meslekten çok, uzun bir görme pratiği olarak deneyimliyorum.

3- Bugüne kadar seni en çok gururlandıran iki önemli dönüm noktası?

Birincisi, kendi görsel dilimin sessizce oluştuğunu fark ettiğim an. İkincisi ise, bu dilin uluslararası karşılık bulabildiğini görmek.

4- Geriye dönüp baktığında, iş hayatında aldığın en iyi karar neydi?

Hızlı ve çok üretmek yerine, doğru ve zamansız olanın peşinden gitmek. Kendi ritmime sadık kalmak.

5- Bugün hâlâ kulağına küpe olan bir tavsiye?

Bakmak ile görmek arasındaki farkı unutmamak. Bir mekânı anlamadan, onu temsil etmeye çalışmamak.

6- Şu an ne üzerine çalışıyorsun?

Devam eden mimari, iç mimari projelerin dışında; farklı coğrafyalarda, modernizmden postmodernizme uzanan mimari bir geçişi izlediğim uzun soluklu bir seri üzerine çalışıyorum. Bu süreçte hem bilinen hem de daha az görünür yapıları ziyaret ederek, bu dönüşümün mekân, ışık ve oran üzerinden nasıl hissedildiğini gözlemliyorum.

Bu çalışma, aslında bir tür yolculuk, farklı dönemler ve coğrafyalar arasında kurulan görsel ve düşünsel bir bağ. Zamanla bir kitaba ve sergiye dönüşmesini planlıyorum.

7- Gününün en verimli saati hangisi?

Işığın en yalın olduğu anlar. Sabahın erken saatleri ya da günün yavaşladığı akşamüstlerini seviyorum.

8- Çalışma rutininin olmazsa olmazı?

Mekâna zaman tanımak. Hemen üretmemek. Önce sessizce dolaşmak, ışığın nasıl hareket ettiğini izlemek.

9- İşine en çok nerede / nasıl odaklanırsın?

Sade ve mümkün olduğunca boş alanlarda. Dikkat dağıtıcılar azaldıkça, görme kapasitemin arttığını hissediyorum, benim için süreç biraz böyle işliyor.

10- İş yaparken sana ilham veren bir şey?

Louis Kahn’ın bir sözü vardır: “Güneş, bir binanın yüzüne vurana kadar ne kadar büyük olduğunu bilmiyordu.”

Bu cümle benim için hâlâ çok güçlü. Çünkü mimari, ışıkla birlikte var oluyor.

Ezra Stoller’ın yapıya yaklaşımı da benim için çok belirleyici, perspektifin titizliği, kadrajın netliği ve yapının kendi geometrisini bozmadan aktarma disiplini. Fotoğrafın geri çekildiği, mimarinin kendi sesiyle konuşabildiği o sakin ve kontrollü dil.

Aynı zamanda, mimari fotoğrafla kurduğum ilişkinin başlangıcında da onun etkisi var. Fotoğraflarını ilk gördüğümde çok güçlü bir karşılık bulmuştu; mimariye zaten ilgi duyuyordum ama fotoğrafın mimariyle bu kadar net ve derin bir ilişki kurabileceğini onun sayesinde fark ettim.

Carlo Scarpa’nın detayla kurduğu ilişki de beni çok etkiliyor, bazen bir birleşim noktası ya da suyun bir yüzeye değme biçimi, bütün mekânın anlamını taşıyabiliyor.

11- Üretkenliğini artırmak için başvurduğun bir yöntem?

Seyahat etmek, görmek ve araştırmak.

Ama aslında asıl mesele, hareket hâlindeyken yavaşlayabilmek, gördüğünü gerçekten fark edebilmek. Benim için üretim, biraz da bu dikkat hâlinden besleniyor ve bunu zaman zaman durup kendime hatırlatmam gerekiyor.

12- İş–özel hayat dengesini kurmak senin için ne demek?
Keskin bir ayrım yok. Ama zihinsel olarak geri çekilip, sadece gözlemleyebildiğim anlar çok kıymetli.

13- Son zamanlarda seni heyecanlandıran bir proje veya fikir?
Son zamanlarda Brezilya modernizmi dikkatimi çekiyor ve beni oldukça heyecanlandırıyor. Farklı yaklaşımlarına rağmen, mekân, ışık ve strüktür arasında kurdukları ilişkiyi incelemek benim için çok besleyici oluyor.

14- Bir girişimci / yaratıcı olarak en çok hangi zorluk seni dönüştürdü?

Kendi yolumu seçmek ve o yolda kalmak. Hızın ve beklentilerin yönlendirdiği bir ortamda, kendi ritmime sadık kalmayı öğrenmek en dönüştürücü deneyimdi.

15- Çalışma ortamında seni en mutlu eden küçük bir detay?

Işığın mekâna boyut kazandırmasını izlemek.