VERİ: DİJİTAL ÇAĞIN SONSUZ PETROLÜ

Bugün bilgisayarınızda vakit geçirirken yaklaşık 10 ayrı reklama maruz kaldınız. Cihazınıza birkaç çerez depolandı bile. Bir kısmı anlık onayınızla, bir kısmıysa siz hiç farkında değilken kaydedilen verileriniz şu an nerede ve kimlerin elinde? Bu tür endişeler geçtiğimiz günlerde yaşanan Facebook skandalıyla daha görünür hale geldi.

Yazı: Fatima Çelik

İçinde yaşadığımız dijital çağda veri, petrolün yerini aldı. Üstelik bu verinin bir üst sınırı da yok. Bu yüzden artık inşaattan ticarete ve eğitime tüm sektörler kişisel verilerimizin peşinde. Bu verileri analiz ederek şirketlerin hedef kitlelerine daha etkili bir şekilde ulaşabilmelerini sağlayan reklam dünyası ise bu dönüşümün merkezinde bulunuyor. Pazarlamanın ve reklamcılığın misyonu artık mevcut alışkanlıklarımızı ve tercihlerimizi öğrenmek değil, henüz biz bile farkında değilken gelecekte neyi isteyeceğimizi ve nasıl davranacağımızı kestirebilmek, daha doğrusu önceden bilmek.

Bu denli geniş kapsamlı gelecek öngörüsü elbette eski dünyanın yaratıcı reklam dahileri ile değil, ancak yapay zekayı yönlendirebilen bilim insanları ile mümkün. Algoritma yazabilen, istatistik bilen, veriyi analiz edebilen, yapay zekadan sorumlu bu insanlar; online davranışlarımızın izini sinsice sürerek bizi, bizden daha iyi bilir hale geldiler. Bu sonsuz veriler ve tahminler, onlara ürün satışının yanında sınırların çok ötesine geçen tehlikeli bir fırsatın da kapılarını aralıyor.

Bilindiği üzere, ABD’deki son başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın ekibiyle çalışan Cambridge Analytica adlı veri analiz şirketinin yaklaşık 87 milyon Facebook kullanıcısının verilerini izinsiz kullandığı ortaya çıktı. Elde ettikleri tüm bu veriler ışığında seçim kampanyasına sonsuz bir kaynak sunan şirketin aynı zamanda özgür iradenin en temel bileşenini, yani insanların politik tercihlerini de yönlendirdiği ve hatta değiştirdiği iddia ediliyor.

Bu ciddi suçlamalar sonucunda özür dileyen Facebook ve diğer online platformlar gizlilik politikalarını güncelledi. Peki, verilerimizi kendi isteğimizle paylaştığımız dijital dünyada gizlilik gerçekten mümkün mü?

Facebook’ta beğendiğimiz her yeni sayfa, Instagram’a attığımız her fotoğraf, Twitter’da paylaştığımız her fikir, kısaca dijitalde sergilediğimiz her hareket hala depolanmaya devam ediyor. Üstelik ziyaret ettiğimiz İnternet sitelerine, bize daha iyi hizmet sunmaları uğruna, bilgisayarımıza ve mobil cihazlarımıza çerez dosyalar depolayarak online davranışlarımızı kayıt altına almalarına izin veriyoruz. Bilgisayarımızdaki bu casus çerezler sayesinde bir alışveriş sitesinde göz gezdirdiğimiz ürünün alternatifleri, bambaşka bir İnternet sitesinde makale okurken karşımıza çıkabiliyor. Hatta biz o ürünü aramasak bile, diğer davranışlarımızdan hareketle o ürüne ihtiyacımız olduğunu anlayan algoritma, pazarlamak istediği ürünü bize en uygun zamanda sunabiliyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, daha çok çalıştığımız ama daha az hareket ettiğimiz, zamanımızın kısıtlı olduğu şu çağda bu tür gelişmeler işimize bile geliyor.

Ancak özellikle cüzdanlarımız kadar kişisel ve özel olan mobil cihazlarımızda bu denli fazla reklam görmenin rahatsız edici bir tarafı da var. Bu yüzden çoğumuz cihazlarımıza reklam engelleyici (ad-blocker) yazılımlar yüklüyoruz ki bu protesto reklamcıların hiç işine gelmiyor. Hatta bazı siteler bu tür yazılımların yüklü olduğu cihazlara erişim engeli bile getiriyor. Ancak rekabetin bu denli fazla olduğu ve alternatiflerin kolaylıkla üretilebildiği dijital dünyada bu tür çözümler kalıcı olamıyor.

Bu durumun farkında olan reklam dünyası ise başka çözüm yollarının arayışına düştü. Bu arayışlar sonucunda önümüzdeki süreçte karşımıza çıkacak reklamların rahatsız edici olmak bir yana; sahip olmak isteyeceğimiz, işimize yarayan kişisel araçlara ve hizmetlere dönüşmesi bekleniyor.

Tüm sektörlerin vazgeçilmezi reklam dünyasında insanın yaratıcı gücü ile yapay zeka arasındaki çekişmede yapay zekanın açık ara önde olduğu su götürmez bir gerçek. İleri düzeydeki teknolojik gelişmelerin yarattığı bu dönüşüm, amacı da değiştiriyor. Reklamcıların birincil hedefi, insanların olabildiğince ayrıntılı kişisel verilerine ulaşarak geleceği öngörebilmek ve hatta değiştirebilmek. Peki, kulağa oldukça korkutucu gelen bu durumu engellemek kimin elinde? Devletlerin mi yoksa kullanıcıların mı? İstendiği kadar detaylı izin protokolleri sunulsun, zamanın bu denli kıymetli olduğu günümüzde kullanıcılar birden fazla adımdan oluşan karmaşık yolları izleyerek kendi kişisel verilerini korumayı başarabilecek mi?

Kaynakça:

Angwin, J., Parris, T., & Mattu, S. (Eylül, 2016). BREAKING THE BLACK BOX: What Facebook Knows About You. Propublica. https://www.propublica.org/

Auletta, K. (Mayıs, 2018). How the Math Men Overthrew the Mad Men. The New Yorker. https://www.newyorker.com/

Zuboff, V. S. (Mart, 2016). The Secrets of Surveillance Capitalism. Frankfurter Allgemeine Zeitung. http://www.faz.net/

TAGS:

technology facebook privacy elections